ÜSKÜDAR MUSIKİ CEMİYETİ
İstanbul dendiğinde; bir heyecan, bir mutluluk… Bazen de anlam veremediğim bir takım hislere bürünürüm… Ama hiç kuşkusuz bu hislerin kaynağı olarak en başta sanat ve estetik görseller gelir. İstanbul dendiğinde; Beyoğlu, Işıklı caddeler, neşeli bir kalabalık ve nostalji gelir… İstanbul dendiğinde; Fatih gelir akla… Tarih, saltanat ve Osmanlı gelir… Ve Üsküdar gelir akla İstanbul dendiğinde. Anadolu’nun başlangıcı, Kız Kulesi ve bazen eski bir İstanbul Türküsü…
Eskiden İstanbul'daki en önemli Türk yerleşmelerinden biri olan Üsküdar, Osmanlı dönemi boyunca büyük bir imar faaliyetine sahne oldu. O dönemin Üsküdar kasabası ve çevresi birçok külliye, cami, hamam ve çeşme gibi yapılarla, ilçenin Boğaziçi sahilleri ise saraylar, sahilsarayları, yalılar ve köşklerle süslendi. O yıllardan kalan birçok saray ve yalının dışında, Üsküdar da bir tarih, bir abide, bir sanat merkezi özelliğini taşıyan Üsküdar Musiki Cemiyeti bölgenin en önemli kültür mirasları arasında ilk sıralarda yer almaktadır. Bu yazımda sizlere bu kültür mirasından bahsetmek istiyorum yalnız bu bahsi, ansiklopedik bilgilerle değil kurumun müntesiplerinden biri olarak duygulu ve gönülden gelen sözlerle anlatmak istiyorum.
Hepimizin bildiği gibi Üsküdar Musiki Cemiyeti Emin Ongan ve değerli arkadaşlarının kurduğu bir müzik-ilim-irfan yuvasıdır. 1900’lü yılların başında kurulmuş olmasına rağmen halen kalitesini, duruşunu ve eğitim tarzını kaybetmemiş ve 2010 yılında cemiyetin başlangıç sınıfına, sınavla yüz kişiyi aşkın genç bir öğrenci grubunu bünyesine almıştır. Farklı mesleklerden, farklı düşüncelere sahip, farklı kültürlerin ama temelde bir kültürün üyeleri olan bu genç ve yetenekli müzisyenler, müziğin büyüsü ve “cemiyetçilik” anlayışı içinde kaynaşmış ve köklü bir kurumda öğrenim görmenin hazzını yaşamışlardır.
“Cemiyetçilik” demişken bu sözü de biraz açmak istiyorum. Cemiyetçilik denilen mevzu; benimde ancak bu yıl idrak ettiğim ve sayın hocalarımızdan da şöyle duyduğum olaydır: Arkadaşlar cemiyetçilik aile olmaktır. Sevinçlerimizi, hüzünlerimizi paylaşmaktır. Kimi zaman dertlerimize ortak olmak kimi zaman beraberce eğlenmektir. Cemiyetçilik aidiyettir. Buraya ait olmaktır ve Cemiyetçilik burayı yani, Üsküdar Musiki Cemiyetini özlemektir.
Tüm bu güzel sözler, cemiyeti ve cemiyetçiliği ne güzel de ifade etmektedir. Bu fiiliyatları hissetmek ne büyük bir ayrıcalıktır. Onlarca sanatçı içerisinde sanatçı olmak, sanatçı yetişmek ve yetiştirmek ne anlamlı, ne duygulu bir iştir. Hocalarından görevlilerine, öğrencilerinden ailelerine kadar bu ulvi çatının altında olmak ve bundan bahsetmek şahsım adına onur verici ve mutlu edici bir durumdur. Üsküdar Musiki Cemiyetini anlatmak gerçekten zor bir durum çünkü belki biraz klişe olacak ama “anlatılmaz – yaşanır” demek istiyorum. Her karesinde müziği hissetmek, her köşesinde arkadaş sohbetlerine rastlamak kimi zaman büyük bir bestekârın yanınızdan geçtiğini anlayınca saygıdan ezilip büzülmek, kimi zaman aynı sanatçının göz bebeklerine bakıp feyz almaya çalışmak bence bu müstesna çatının özenilesi duygularından sadece bir kaçı. Bazen hocanızın sınıfa davet ettiği, bazen kalabalık arasında görme telaşınızın gerçekleştiği bu ses sanatçıları ve bestekârların arasında bulunmak cemiyette olmanın heyecanını artırıyor gerçekten de… Büyük sanatçılar derken her biri diğeri ile yarış edecek kadar bilgili ve deneyimli hocalarımın da hakkını yemek istemiyorum. Başta Cemiyet başkanımız sayın bestekâr Amir Ateş olmak üzere tüm ders hocalarımın üzerimize titrediğini söylesem abartı olmayacağına yürekten inanıyorum. Nazariyat hocamız Sayın Alâeddin Pakyüz, Solfej hocamız, kemani Sayın Ebru Taşdemir Öğüt, Usul hocamız ve bir melek Sayın Engin Tarı ve Repertuar aynı zamanda sınıf hocamız sayın bestekâr Cahit Deniz bu değerli hocalarımızın başında gelmektedirler. Kendileri ile aynı çatı altında olmak bana bu kelimeleri yazma imkânını tanıdı. Emin ki diğer bütün arkadaşlarım da cemiyetimizi ve sayın hocalarımızı bu denli duygu yoğunluğuyla seviyor ve bu kurumun müntesibi olmanın gururunu her daim yaşıyorlar.
Üsküdar Musiki Cemiyeti, Üsküdar da Emin Ongan sokakta ziyaretçilerini ve öğrencilerini kapısı ardına kadar açık ve müziğin sevgisiyle kollarını açmış beklemektedir. Bu müstesna müzik okuluna, kültürümüze sahip çıkmak adına, değerlerimizi yitirmemek adına, genç sanatçıların nasıl azim ve istekle yetiştiğini görmek adına herkesi beklemekteyiz…
İBRAHİM AKGÜN
ÜMC B SINIFI ÖĞRENCİSİ
Eskiden İstanbul'daki en önemli Türk yerleşmelerinden biri olan Üsküdar, Osmanlı dönemi boyunca büyük bir imar faaliyetine sahne oldu. O dönemin Üsküdar kasabası ve çevresi birçok külliye, cami, hamam ve çeşme gibi yapılarla, ilçenin Boğaziçi sahilleri ise saraylar, sahilsarayları, yalılar ve köşklerle süslendi. O yıllardan kalan birçok saray ve yalının dışında, Üsküdar da bir tarih, bir abide, bir sanat merkezi özelliğini taşıyan Üsküdar Musiki Cemiyeti bölgenin en önemli kültür mirasları arasında ilk sıralarda yer almaktadır. Bu yazımda sizlere bu kültür mirasından bahsetmek istiyorum yalnız bu bahsi, ansiklopedik bilgilerle değil kurumun müntesiplerinden biri olarak duygulu ve gönülden gelen sözlerle anlatmak istiyorum.
Hepimizin bildiği gibi Üsküdar Musiki Cemiyeti Emin Ongan ve değerli arkadaşlarının kurduğu bir müzik-ilim-irfan yuvasıdır. 1900’lü yılların başında kurulmuş olmasına rağmen halen kalitesini, duruşunu ve eğitim tarzını kaybetmemiş ve 2010 yılında cemiyetin başlangıç sınıfına, sınavla yüz kişiyi aşkın genç bir öğrenci grubunu bünyesine almıştır. Farklı mesleklerden, farklı düşüncelere sahip, farklı kültürlerin ama temelde bir kültürün üyeleri olan bu genç ve yetenekli müzisyenler, müziğin büyüsü ve “cemiyetçilik” anlayışı içinde kaynaşmış ve köklü bir kurumda öğrenim görmenin hazzını yaşamışlardır.
“Cemiyetçilik” demişken bu sözü de biraz açmak istiyorum. Cemiyetçilik denilen mevzu; benimde ancak bu yıl idrak ettiğim ve sayın hocalarımızdan da şöyle duyduğum olaydır: Arkadaşlar cemiyetçilik aile olmaktır. Sevinçlerimizi, hüzünlerimizi paylaşmaktır. Kimi zaman dertlerimize ortak olmak kimi zaman beraberce eğlenmektir. Cemiyetçilik aidiyettir. Buraya ait olmaktır ve Cemiyetçilik burayı yani, Üsküdar Musiki Cemiyetini özlemektir.
Tüm bu güzel sözler, cemiyeti ve cemiyetçiliği ne güzel de ifade etmektedir. Bu fiiliyatları hissetmek ne büyük bir ayrıcalıktır. Onlarca sanatçı içerisinde sanatçı olmak, sanatçı yetişmek ve yetiştirmek ne anlamlı, ne duygulu bir iştir. Hocalarından görevlilerine, öğrencilerinden ailelerine kadar bu ulvi çatının altında olmak ve bundan bahsetmek şahsım adına onur verici ve mutlu edici bir durumdur. Üsküdar Musiki Cemiyetini anlatmak gerçekten zor bir durum çünkü belki biraz klişe olacak ama “anlatılmaz – yaşanır” demek istiyorum. Her karesinde müziği hissetmek, her köşesinde arkadaş sohbetlerine rastlamak kimi zaman büyük bir bestekârın yanınızdan geçtiğini anlayınca saygıdan ezilip büzülmek, kimi zaman aynı sanatçının göz bebeklerine bakıp feyz almaya çalışmak bence bu müstesna çatının özenilesi duygularından sadece bir kaçı. Bazen hocanızın sınıfa davet ettiği, bazen kalabalık arasında görme telaşınızın gerçekleştiği bu ses sanatçıları ve bestekârların arasında bulunmak cemiyette olmanın heyecanını artırıyor gerçekten de… Büyük sanatçılar derken her biri diğeri ile yarış edecek kadar bilgili ve deneyimli hocalarımın da hakkını yemek istemiyorum. Başta Cemiyet başkanımız sayın bestekâr Amir Ateş olmak üzere tüm ders hocalarımın üzerimize titrediğini söylesem abartı olmayacağına yürekten inanıyorum. Nazariyat hocamız Sayın Alâeddin Pakyüz, Solfej hocamız, kemani Sayın Ebru Taşdemir Öğüt, Usul hocamız ve bir melek Sayın Engin Tarı ve Repertuar aynı zamanda sınıf hocamız sayın bestekâr Cahit Deniz bu değerli hocalarımızın başında gelmektedirler. Kendileri ile aynı çatı altında olmak bana bu kelimeleri yazma imkânını tanıdı. Emin ki diğer bütün arkadaşlarım da cemiyetimizi ve sayın hocalarımızı bu denli duygu yoğunluğuyla seviyor ve bu kurumun müntesibi olmanın gururunu her daim yaşıyorlar.
Üsküdar Musiki Cemiyeti, Üsküdar da Emin Ongan sokakta ziyaretçilerini ve öğrencilerini kapısı ardına kadar açık ve müziğin sevgisiyle kollarını açmış beklemektedir. Bu müstesna müzik okuluna, kültürümüze sahip çıkmak adına, değerlerimizi yitirmemek adına, genç sanatçıların nasıl azim ve istekle yetiştiğini görmek adına herkesi beklemekteyiz…
İBRAHİM AKGÜN
ÜMC B SINIFI ÖĞRENCİSİ
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder